Haçlı Seferleri’ne dair daha önce Bir Haçlının Hatıraları ve Birinci Haçlı Seferi kitaplarını okuyup değerlendirmelerimi paylaşmıştım. Kronik Kitap’tan çıkan İkinci Haçlı Seferi de dönemi bir Haçlının gözünden görmemizi sağlayan, bu açıdan önceki okumaları tamamlayan değerli bir eser.

Bu defa yolculuğa Fransa Kralı VII. Louis ile birlikte çıkan bir din adamı, Deuilli Odo eşlik ediyor. Avrupa’dan Anadolu’ya uzanan yolculuğu, ordunun yaşadığı sıkıntıları ve Bizanslılarla ilişkilerini onun kaleminden okuyoruz. Yalnız Odo’nun olayların taraflarından biri olduğunu baştan akılda tutmak gerekiyor. Zira anlattıkları kadar, kime öfkelendiği ve kimi haklı çıkarmaya çalıştığı da kitabın önemli bir parçası.

İkinci Haçlı Seferi’nin Nedeni

Birinci Haçlı Seferi sırasında kurulan Urfa Kontluğu, Haçlıların Doğu’daki ilk devletiydi. Ancak Urfa, 24 Aralık 1144’te Musul Atabeyi İmadeddin Zengi tarafından ele geçirildi. Bu kayıp, bölgedeki diğer Haçlı devletlerinde olduğu gibi Avrupa’da da büyük bir endişeye sebep oldu. İlk seferde elde edilen kazanımların tehlikeye girdiği düşünülüyordu.

Papa III. Eugenius’un çağrısı ve Clairvauxlu Bernard’ın vaazlarıyla yeni bir sefer için hazırlıklara başlandı. Fransa Kralı VII. Louis ve Alman Kralı III. Konrad’ın katılımıyla, Avrupa’nın iki büyük hükümdarının orduları 1147’de Doğu’ya doğru yola çıktı. Fakat bu kadar büyük bir hazırlık yapılması, seferin başarıyla sonuçlanmasına yetmeyecekti.

Haçlıların Çileli Yolculuğu

Harita üzerinde bir güzergâh belirlemek kolay, binlerce insanı o yoldan geçirmek ise bambaşka bir mesele. İnsanların yiyeceği, atların yemi, geçilecek nehirler, mevsim şartları ve ordunun düzeni sürekli düşünülmek zorunda. Üstelik yolculuğun önemli bir kısmı, Haçlılara pek de hoş gözle bakmayan toplulukların topraklarından geçiyor.

Odo’nun anlattıklarında bu ihtiyaçlar sürekli karşımıza çıkıyor. Bir şehirde yiyecek bulunması yeterli değil; ordunun o yiyeceği satın alabilmesi de gerekiyor. Para bozdururken uğranılan kayıplar, pazarlardaki fiyatlar ve halkla yaşanan anlaşmazlıklar ilerlemeyi güçleştiriyor. Yol uzadıkça ordunun hem gücü hem de hareket imkânı azalıyor.

Bir de Haçlıları kendi içinde bütünüyle anlaşan bir topluluk gibi düşünmemek lazım. Aynı amaçla yola çıkmış olsalar da Almanlarla Fransızlar arasında dahi çekişmeler yaşanıyor. Dolayısıyla sefer boyunca karşılaşılan sıkıntıları yalnızca karşılarındaki düşmanla açıklamak mümkün değil.

Bizanslılar ve Odo’nun Bitmeyen Öfkesi

Kitap boyunca en belirgin duygulardan biri, Odo’nun Bizanslılara duyduğu öfke. Kendi tabiriyle Grekler, onun gözünde güvenilmez insanlar. Verilen sözlerin tutulmadığını, Haçlıların alışverişte zarara uğratıldığını ve ihtiyaç duydukları yardımı bulamadığını tekrar tekrar anlatıyor.

Şehir kapılarının kapatılması ve yiyeceklerin surlardan iplerle sarkıtılarak satılması, bu güvensizliğin somut örneklerinden biri. Odo, ordunun ihtiyaçlarının karşılanamamasını Bizanslıların kötü niyetine bağlıyor. Ancak kendi anlatısında bile Haçlıların yağmaları ve yerleşimlere verdikleri zararlar yer buluyor. Böyle olunca şehir halkının korkusunu da hesaba katmak gerekiyor. Odo’nun anlattıklarında bu karşılıklı güvensizlik açıkça görülüyor.

Birinci Haçlı Seferi yazısında da Bizanslılarla Latinler arasındaki çıkar çatışmalarından bahsetmiştim. Burada ise aradaki mesafenin ne kadar büyüdüğünü görüyoruz. Aynı dine mensup olmaları, birbirlerine güvenmeleri için yeterli olmuyor.

Odo’nun Alman ordusunun felaketinden Bizanslı rehberleri sorumlu tutması da bu bakışın bir parçası. Rehberlerin orduyu bilerek tehlikeye sürüklediğini ileri sürüyor. Fakat bir tanığın bu suçlamasını, olayın bütün taraflarınca doğrulanmış açıklaması gibi okumamak lazım. Odo bize yaşananlarla birlikte, Haçlıların başarısızlıklarını nasıl anlamlandırdıklarını da aktarıyor.

Haçlıların Anadolu’dan Geçişi

Alman ordusu, 1147 sonbaharında Eskişehir yakınlarında Selçuklular karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Fransızlar ise Batı Anadolu üzerinden güneye ilerlemeye çalıştılar. Ancak güzergâh değişse de tehlikeler ortadan kalkmadı. Türklerin saldırıları, yiyecek sıkıntısı ve zorlu arazi, ordunun ilerleyişini sürekli yavaşlatıyordu.

Bu yürüyüşün en ağır darbelerinden biri, Ocak 1148’de Honaz Dağı civarında yaşandı. Dağ geçidinde ilerleyen ordunun öncüleriyle geride kalan birlikleri arasındaki bağ koptu. Dar yollarda yük hayvanları ve askerler birbirine karışınca düzen bozuldu. Türklerin bu dağınıklıktan istifade ederek saldırması, Fransızlar için ağır kayıplarla sonuçlandı.

Odo’nun anlatımında Kral Louis’nin bu çatışmadan kurtuluşu ayrıca öne çıkıyor. Kralın kayalıklara sığınması ve kendisini savunarak hayatta kalması, seferin nasıl bir noktaya geldiğini gösteriyor. Avrupa’dan büyük bir ordunun başında çıkan hükümdar, Anadolu’da kendi canını kurtarmaya çalışır hâle geliyor.

Bu bölümlerde insan, ordunun büyüklüğünün her zaman üstünlük sağlamadığını daha iyi anlıyor. Dar bir geçitte birlikler arasındaki irtibat kopunca, kalabalık olmak hareket etmeyi daha da güçleştirebiliyor.

Antalya’da Geride Kalanlar

Ağır kayıpların ardından Antalya’ya ulaşan Fransızlar için karadan devam etmek giderek daha zor görünüyordu. Deniz yoluyla Antakya’ya gitmek istediler, ancak bütün orduyu taşıyacak kadar gemi bulunamadı. Kral ve beraberindekilerin bir kısmı denizden ayrılırken, çok sayıda insan geride kaldı.

Yolculuğun başında aynı amaçla yola çıkan insanların imkânları, burada birbirinden iyice ayrılıyor. Gemide yer bulabilenler için sefer devam ederken, geride kalanlar açlık, hastalık ve saldırı tehlikesiyle baş başa kalıyor.

Odo’nun Bizanslılara yönelik suçlamaları bu noktada daha da sertleşiyor. Bekledikleri yardımı göremeyen Haçlıların yaşadıklarını anlatırken öfkesini gizlemiyor. Fakat kitabın en dikkat çekici hadiselerinden biri de tam burada karşımıza çıkıyor: Türklerin, çaresiz durumdaki bazı Haçlılara yardım etmesi.

Türklerin Merhameti ve Odo’nun Tepkisi

Odo, Türklerin zor durumdaki Haçlılara yiyecek ve yardım verdiğini anlatıyor. Kendi dindaşlarından bekledikleri desteği bulamayan insanların, savaştıkları topluluktan yardım görmesi, onun açısından açıklaması kolay bir durum değil.

Aktardığına göre üç binden fazla genç, Türkler ayrılırken onlara katılmış. Burada dikkat çekici bir ayrıntı var: Odo bu sayıyı duyuma dayanarak veriyor. Ayrıca Türklerin, hizmetleriyle yetindikleri bu insanları dinlerinden dönmeye zorlamadığını da belirtiyor. Dolayısıyla Türklerin yanına geçenlerin tamamının hemen Müslüman olduğunu kesin bir bilgi olarak söylemek doğru olmaz.

Buna rağmen Odo, yapılan yardımı insanların imanlarını kaybetmesi üzerinden değerlendiriyor. Onun açısından bedenin kurtulması yeterli değil; kişinin kendi inanç çevresinden uzaklaşması da büyük bir kayıp.

Bence kitabın üzerinde durmaya değer yerlerinden biri burası. Aynı sefer boyunca Türkler hem savaşan hem de yardıma muhtaç insanlara merhamet gösteren taraf olarak karşımıza çıkıyor. Odo’nun onları düşman olarak görmesi, bu yardımı kaydetmesine engel olamıyor. Böylece dönemin ilişkilerinin yalnızca dinî aidiyetlerle açıklanamayacağını, bir Haçlının kendi satırları vasıtasıyla görüyoruz.

Sefer Nasıl Sonuçlandı?

İkinci Haçlı Seferi’nin genel sonucunu da kısaca hatırlatmakta fayda var. Urfa’nın kaybının ardından başlayan hareket, 1148’de Şam’a yönelik bir kuşatmaya dönüştü. Ancak 24–28 Temmuz tarihleri arasındaki bu girişim başarısız oldu ve Haçlılar geri çekildi. Büyük beklentilerle yola çıkan hükümdarlar, Doğu’da bekledikleri başarıyı elde edemediler.

Dolayısıyla Anadolu’da yaşananlar, başarısızlığın anlaşılması bakımından önemli. Yol boyunca kaybedilen askerler, bozulan düzen ve taraflar arasındaki güvensizlik, ordular daha hedeflerine ulaşmadan seferin gidişatını etkiliyor.

Deuilli Odo’nun Eseri Üzerine Son Sözler

Odo’nun eserini değerli kılan, olayların içinden konuşması. Güzergâhları, yiyecek sıkıntısını, korkuları ve anlaşmazlıkları bir katılımcının kaleminden okuyabiliyoruz. Fakat tam da bu sebeple, onun hükümlerini sorgulamadan kabul etmemek gerekiyor. Kralına yakın duran, Bizanslılara öfkelenen ve hadiseleri kendi dinî anlayışı içinde değerlendiren bir yazar var karşımızda.

Açıkçası ben okuduklarımdan ve yapılan izahlardan çok faydalandım. Birinci Haçlı Seferi’nde gördüğümüz Haçlılar-Bizanslılar-Türkler ilişkisini bu defa başka bir tanığın gözünden takip etmek, önceki okumaları tamamlıyor. Özellikle Anadolu’dan geçişin ne kadar ağır bir mesele olduğunu görmek, dönemin şartlarını daha anlaşılır kılıyor.

Türklerin yardımını anlatırken bile bundan dinî bir kaygı çıkaran Odo’yu okumak ayrıca dikkat çekici. Yazarın ne söylediğinin yanında, niçin o şekilde söylediğini de düşünüyorsunuz. Bu açıdan İkinci Haçlı Seferi, hem döneme ilgi duyanların hem de bir tarihî tanıklığı yazarının bakışıyla birlikte okumak isteyenlerin istifade edebileceği bir eser.


Deuilli Odo - İkinci Haçlı Seferi

İKİNCİ HAÇLI SEFERİ

Yazar: Deuilli Odo

Yayınevi: Kronik Kitap

Web Sitesi: kronikkitap.com

Arka Kapak Metni

Urfa Haçlı Kontluğu, Birinci Haçlı Seferi sırasında Doğu’da kurulan ilk Haçlı devletiydi. 24 Aralık 1144 tarihinde Musul Atabeyi İmadeddin Zengi tarafından ele geçirildiğinde ise ilk yıkılanı oldu. Urfa’nın Türklerin eline geçişi, diğer Haçlı devletlerinde şok etkisi yarattığı gibi Avrupa’da da yaklaşık kırk yıldır sönmüş olan Haçlı ateşinin yeniden alevlenmesine yol açmıştır.

Bu kaybın ardından, Antakya ve Kudüs’ün Latin hükümdarları, yeni bir Haçlı Seferi düzenlenmesi talebiyle Papa III. Eugenius’a yardım çağrısında bulunmuş. Papa III. Eugenius, Fransa Kralı VII. Louis ve Alman Kralı III. Konrad’ın haçı kabul etmesini sağlamıştır. Neticede Avrupa’nın iki büyük hükümdarının komutasındaki Haçlı orduları, 1147 yılının bahar aylarında harekete geçti; fakat sefer sonucunda önemli bir başarı elde edilemedi. 1147 yılında Fransa kralı ile Haçlı Seferi’ne katılan ve kralın vaizi olan Deuilli Odo’nun Caner Togaç tarafından Latinceden çevrilen kitabı, İkinci Haçlı Seferi’ne dair yapılan çalışmalarda uzun süre temel kaynak olarak kullanılmıştır.

Elinizdeki eser, Haçlı Seferi’nin ilanı, hazırlıkları ve Frank hacıların Fransa’dan ayrılışıyla başlıyor. Seferin her anına tanıklık eden Odo; yolculuğu esnasında Macaristan, Bulgaristan, Sofya, Filibe, Çatalca, Konstantinopolis, Anadolu, İzmit, Efes, Antalya, Antakya gibi birçok yeri tasvir ediyor. Frank, Alman, Bizans ve Türk ordularının sefer boyunca izledikleri stratejileri, hilelerini, mücadelelerini ve anlaşmalarını tüm detaylarıyla birlikte aktarıyor. Odo’nun sefere dair duygularını aktardığı yerlerde yaşanan kötü olaylar için Bizanslıları suçlamasının yanında Haçlıları da eleştirmeyi ihmal etmemesi dikkat çekicidir.

II. Haçlı Seferi: VII. Louis’in Doğu’ya Seyahati, başından sonuna dek belgesel zevkiyle okunacak bir kaynak kitap…

Yazar Hakkında

Muhammed Tutar

bilgisayar mühendisi, bilgi güvenliği uzmanı. önce okur, sonra yazar.

Tüm yazıları göster