Tarihî hadiseleri çoğunlukla savaşlar, devletler, hükümdarlar ve bunlar arasındaki siyasi mücadeleler üzerinden öğreniyoruz. Ancak geçmişte yaşamış insanların gündelik hayatları, düşünceleri, korkuları, sevinçleri ve karşılaştıkları hadiseler hakkında aynı ölçüde bilgi sahibi olduğumuzu söylemek güç. Hatıratlar, tarihin bu yönünü anlamamıza imkân sağlayan önemli kaynaklar arasında yer alıyor. Üsame ibn Münkız’ın Kitâbü’l-İ’tibâr (İbretler Kitabı) adlı eseri de 12. yüzyılda yaşamış bir Müslüman emirin hayatından hareketle dönemin siyasi, askerî ve toplumsal şartlarına ilişkin oldukça kıymetli bilgiler sunuyor.

1095 yılında Suriye’nin Şeyzer şehrinde dünyaya gelen Üsame ibn Münkız, bölgenin önemli ailelerinden Münkızoğullarına mensuptur. Doğduğu yıl, aynı zamanda Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili’nde Haçlı Seferi çağrısında bulunduğu yıldır. Dolayısıyla Üsame’nin çocukluğu ve gençliği, Haçlıların Doğu Akdeniz’e yerleştiği, Müslüman emirliklerin birbirleriyle mücadele ettiği ve bölgedeki siyasi dengelerin sürekli değiştiği bir döneme denk gelmiştir. Üsame, bu gelişmeleri yalnızca uzaktan takip eden biri değildir. Savaşlara katılmış, çeşitli hükümdarların hizmetinde bulunmuş, diplomatik görevler üstlenmiş ve farklı şehirlerde uzun yıllar yaşamıştır.

Üsame’nin hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri, doğup büyüdüğü Şeyzer’den ayrılmak zorunda kalmasıdır. Babası emirlik görevini kabul etmemiş, yönetim amcasına geçmiş ve Üsame uzun süre amcasının himayesinde yetişmiştir. Ancak amcasının erkek çocuklarının dünyaya gelmesiyle aile içerisindeki dengeler değişmiş, Üsame 1138 yılında Şeyzer’den ayrılarak Şam’a yerleşmiştir. Daha sonra Mısır’a gitmiş, yeniden Şam’a dönmüş, Hasankeyf’te yaşamış ve ömrünün son dönemini Selahaddin Eyyubi’nin himayesinde geçirmiş ve 1188 yılında Şam’da vefat etmiştir

Üsame’yi yalnızca bir savaşçı veya devlet adamı olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Kendisi aynı zamanda iyi eğitim görmüş, şiirle ve edebiyatla ilgilenmiş, yaşadığı hadiseleri dikkatle gözlemlemiş bir isimdir. Nitekim İbretler Kitabı da onun bu çok yönlü kişiliğini açıkça yansıtmaktadır.

Hatıratın Ötesinde

İbretler Kitabı, Üsame’nin hayatını doğumundan ölümüne kadar kronolojik olarak anlattığı klasik bir otobiyografi değildir. Eserde belirli bir tarih sıralaması takip edilmez. Yazar, bir savaştan bahsederken başka bir savaşı hatırlamakta, ardından bir dostunun başından geçen hadiseyi anlatmakta, buradan da bambaşka bir konuya geçebilmektedir. İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen bu anlatılar, aslında Üsame’nin hayat tecrübeleri etrafında bir araya gelmektedir.

Kitabın bu özelliği, okumayı zaman zaman güçleştirse de esere ayrı bir canlılık kazandırmaktadır. Okuyucu, tarihî hadiselerin sıralandığı bir kronikten ziyade, uzun bir ömür sürmüş ve pek çok olaya şahit olmuş bir insanın hatıralarını dinliyormuş hissine kapılmaktadır.

Üsame’nin anlattıkları arasında bizzat yaşadığı hadiseler olduğu gibi başkalarından duyduğu olaylar da bulunmaktadır. Bu nedenle eserdeki her anlatıyı aynı tarihî kesinlikte değerlendirmek doğru olmayacaktır. Bununla birlikte bu durum, kitabın kaynak değerini ortadan kaldırmaz. Aksine, dönemin insanlarının hangi hadiseleri önemli gördüğünü, olayları nasıl yorumladığını ve hangi düşünceler etrafında şekillenen bir dünya görüşüne sahip olduğunu anlamamıza da yardımcı olur.

Eserin ismi üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. İ’tibâr kelimesi, yaşanan hadiselerden ders çıkarmayı, ibret almayı ifade ediyor. Üsame’nin anlatımında da bu yaklaşım açıkça görülüyor. Bir savaşta gösterilen cesaret, beklenmedik bir ölüm, ölümden kurtuluş, bir insanın sadakati veya uğradığı ihanet, çoğu zaman okuyucuya bir ders vermek amacıyla aktarılıyor. Dolayısıyla Üsame’nin amacı yalnızca başından geçenleri kayda geçirmek değil, uzun hayatı boyunca edindiği tecrübeleri kendisinden sonrakilere aktarmaktır.

Savaşlar, Siyasi Mücadeleler ve İnsan İlişkileri

Üsame’nin hayatının önemli bir bölümü savaşlarla ve siyasi mücadelelerle geçmiştir. Kitapta Haçlılarla yapılan savaşlar geniş yer tutmakla birlikte Müslüman emirler arasındaki mücadeleler de dikkat çekmektedir. Özellikle Mısır’da bulunduğu döneme ilişkin anlattıkları, Fatımi Devleti’nin son dönemlerindeki siyasi istikrarsızlığı anlamak açısından önemlidir.

Mısır’daki vezirlik mücadeleleri, suikastlar, isyanlar ve iktidar değişiklikleri, dönemin siyasi hayatının ne kadar karmaşık olduğunu göstermektedir. Üsame bu olayların bir kısmında doğrudan görev almış, bazılarında ise yaşanan gelişmelere yakından şahit olmuştur. Anlatılan hadiselerden, siyasi iktidarın yalnızca hükümdarın otoritesine dayanmadığı; askerî güç, şahsi ilişkiler ve farklı gruplar arasındaki ittifakların da yönetimde belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.

Burada dikkat çeken hususlardan biri, Üsame’nin içinde bulunduğu siyasi çevrelerin sürekli değişmesidir. Şeyzer’den ayrıldıktan sonra Şam’da Muînüddin Üner’in himayesine girmiş, ardından Mısır’da Fatımi yöneticileriyle yakın ilişkiler kurmuş, daha sonra farklı hükümdarların hizmetinde bulunmuştur. Bu değişiklikleri yalnızca şahsi tercihlerle açıklamak mümkün değildir. Dönemin siyasi şartları, emirlerin birbirleriyle ilişkileri ve değişen güç dengeleri, Üsame’nin hayatını doğrudan etkilemiştir.

Kitapta anlatılan savaşlar da yalnızca askerî hadiseler olarak değerlendirilmemelidir. Üsame, savaş meydanlarında karşılaştığı insanların cesaretlerini, korkularını, sadakatlerini ve kimi zaman beklenmedik davranışlarını ayrıntılı biçimde anlatmaktadır. Bir savaşçının gösterdiği kahramanlık kadar, hiç beklenmedik bir anda hayatını kaybetmesi de onun dikkatini çekmektedir.

Bu anlatılarda savaşın yalnızca zaferlerden ve kahramanlıklardan ibaret olmadığı görülmektedir. İnsanların öldüğü, yaralandığı, esir düştüğü, mallarını ve ailelerini kaybettiği hadiseler de hatıratın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Üsame’nin kendi hayatında yaşadığı kayıplar düşünüldüğünde, savaşın onun için yalnızca askerî bir faaliyet değil, gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu anlaşılmaktadır.

Kader, Ölüm ve Tevekkül Anlayışı

Kitap boyunca en sık karşılaşılan düşüncelerden biri, insanın ölüm karşısındaki acizliği ve kader anlayışıdır. Üsame, pek çok hadiseyi anlatırken ölümün önceden takdir edildiğini, insanın ne kadar güçlü veya cesur olursa olsun eceli geldiğinde bundan kurtulamayacağını vurgulamaktadır.

Bu düşünce özellikle savaşlarda yaşanan olaylar üzerinden işlenmektedir. Ağır yaralar almasına rağmen hayatta kalan insanlar, küçük bir hadise sonucunda hayatını kaybeden savaşçılar veya büyük tehlikelerden beklenmedik şekilde kurtulan kişiler, Üsame’nin kader anlayışını açıklamak için başvurduğu örnekler arasındadır.

Ancak burada ilginç bir durum söz konusudur. Üsame, insanın kaderini değiştiremeyeceğine inanmakla birlikte tedbir almayı, savaşta dikkatli davranmayı ve akıllıca hareket etmeyi de önemsemektedir. Nitekim kitapta cesaretin yanında tedbirsizliğin zararlarını, savaş hilelerinin faydalarını ve doğru kararların insanları büyük felaketlerden kurtarabildiğini anlatan pek çok hadise bulunmaktadır.

Bu bakımdan Üsame’nin kader anlayışını yalnızca pasif bir kabulleniş olarak değerlendirmek doğru olmaz. Onun anlatılarında insanın üzerine düşeni yapması, tehlikeler karşısında tedbirli davranması ve neticeyi Allah’ın takdirine bırakması düşüncesi öne çıkmaktadır.

Özellikle yaşlılığına ilişkin ifadeleri, kitabın bu yönünü daha anlamlı hâle getirmektedir. Gençliğinde savaş meydanlarında bulunan, uzun yolculuklar yapan, avcılıkla uğraşan ve fiziksel gücüyle öne çıkan Üsame, hayatının son döneminde artık eskisi gibi hareket edemediğini anlatmaktadır. Bu ifadeler, yalnızca yaşlılıktan yakınan bir insanın sözleri değildir. Uzun ömrü boyunca pek çok insanın ölümüne şahit olmuş birinin, sonunda kendi bedenindeki değişimle yüzleşmesini de göstermektedir.

Gündelik Hayatın ve Toplumun İzleri

Eserin en önemli özelliklerinden biri, siyasi ve askerî hadiselerin dışında gündelik hayata ilişkin çok sayıda bilgi içermesidir. Üsame’nin anlattıkları sayesinde dönemin insanlarının hastalıklarla nasıl mücadele ettiğini, hangi tedavi yöntemlerini kullandığını, avcılığın nasıl yapıldığını, kadınların çeşitli hadiselerde nasıl roller üstlendiğini ve farklı toplulukların birbirleriyle nasıl ilişkiler kurduğunu görebiliyoruz.

Özellikle tıp uygulamalarına ilişkin anlatılar oldukça dikkat çekicidir. Üsame, hem Müslümanların hem de Frenklerin kullandığı çeşitli tedavi yöntemlerinden bahsetmektedir. Frenklerin bazı uygulamalarını son derece garip ve tehlikeli bulurken başarılı sonuç veren tedavilere de yer vermektedir. Örneğin bir Frenk hekimin, iltihaplı yaraları bulunan bir hastayı sirkeyle tedavi ederek iyileştirdiğini anlatmaktadır.

Bu tür örnekler, Üsame’nin Frenklere ilişkin değerlendirmelerinin bütünüyle tek yönlü olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte onun Frenklere yönelik ifadelerinin çoğu zaman oldukça sert olduğunu da belirtmek gerekiyor. Dönemin savaş ortamı, dinî farklılıklar ve şahsi tecrübeleri, Üsame’nin değerlendirmelerini doğrudan etkilemektedir.

Kitapta kadınlara ilişkin anlatılar da ayrıca dikkat çekmektedir. Üsame, savaşlarda cesaret gösteren, ailelerini veya yaşadıkları yerleri korumak için mücadele eden kadınlardan söz etmektedir. Annesi ve büyükannesiyle ilgili hatıraları da aile hayatına ve kadınların yetiştiği çevredeki etkisine ilişkin bilgiler sunmaktadır. Bu anlatılar, kadınların dönemin toplumsal hayatında yalnızca ev içerisinde yer alan kişiler olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

Avcılık ve Üsame’nin Şahsi Dünyası

Kitabın son bölümünde avcılığa geniş yer ayrılması, ilk bakışta eserin diğer konularından uzaklaşıldığı izlenimini verebilir. Ancak Üsame’nin hayatı ve yetiştiği çevre düşünüldüğünde bu bölümün de hatıratın önemli bir parçası olduğu anlaşılmaktadır.

Üsame, avcılığı yalnızca boş zamanlarda yapılan bir faaliyet olarak görmemektedir. Atlar, şahinler, av köpekleri ve farklı av yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Babasının avcılığa olan ilgisi ve bu konudaki tecrübeleri de kitapta önemli yer tutmaktadır.

Avcılık anlatıları, Üsame’nin yetiştiği askerî ve aristokrat çevrenin gündelik hayatını anlamamıza yardımcı olmaktadır. At binme, silah kullanma, hayvanların davranışlarını tanıma ve tehlikeler karşısında hızlı karar verme gibi becerilerin hem savaş hem de avcılık açısından önemli olduğu görülmektedir.

Bunun yanında Üsame’nin hayvanlara ilişkin gözlemleri de dikkat çekicidir. Aslanların davranışlarından şahinlerin avlanma biçimlerine kadar pek çok ayrıntıyı anlatması, onun yalnızca siyasi ve askerî hadiselerle ilgilenen biri olmadığını göstermektedir.

Bence kitabın bu bölümü, Üsame’nin şahsi dünyasını tanımak açısından oldukça önemlidir. Çünkü savaşlar ve siyasi mücadeleler onun hayatının şartlarını ortaya koyarken avcılıkla ilgili hatıraları, yetiştiği çevreyi, ilgilerini ve gündelik alışkanlıklarını daha yakından tanımamıza imkân sağlamaktadır.

Eserin Tarihî Kaynak Olarak Değerlendirilmesi

İbretler Kitabı‘nın en önemli taraflarından biri, 12. yüzyıl Suriye ve çevresindeki gelişmeleri dönemin tanıklarından birinin anlatmasıdır. Ancak eserin bir hatırat olduğu unutulmamalıdır. Üsame, olayları kendi tecrübeleri, düşünceleri ve değer yargıları üzerinden aktarmaktadır.

Örneğin savaşlarda gösterilen cesaret, sadakat ve kahramanlık gibi davranışlara büyük önem vermektedir. Buna karşılık korkaklık, ihanet ve tedbirsizlik gibi davranışları eleştirmektedir. Anlattığı hadiselerin önemli bir kısmını da bu özellikleri ortaya koyacak şekilde seçmektedir. Bu durum, eserin yalnızca tarihî olayları değil, Üsame’nin hangi davranışları değerli bulduğunu da yansıttığını göstermektedir.

Ayrıca kitapta birbirinden oldukça farklı nitelikte anlatılar bulunmaktadır. Bazı olaylar Üsame’nin doğrudan şahit olduğu hadiselerden oluşurken bazıları kendisine aktarılan hikâyelerdir. Özellikle olağanüstü olaylar, rüyalar ve dikkat çekici tedavi yöntemlerine ilişkin anlatılar değerlendirilirken bu ayrımın yapılması gerekir.

Eserin Türkçe çevirisine ilişkin bir hususu da belirtmek gerekiyor. Yusuf Ziya Cömert, kitabı doğrudan Arapça aslından değil, Philip K. Hitti’nin İngilizce çevirisinden Türkçeye aktardığını ifade etmektedir. Ayrıca günümüze ulaşan yazma nüshanın başlangıcındaki kırk iki sayfanın kayıp olduğu belirtilmektedir. Bu durum, eserin metin tarihi ve çeviri süreci bakımından dikkate alınması gereken bir sınırlılıktır.

Bununla birlikte bütün bu hususlar, kitabın önemini azaltmamaktadır. Aksine, tarihî kaynakları değerlendirirken yalnızca anlatılan olaylara değil, anlatıcının kimliğine, eserin yazıldığı şartlara ve metnin günümüze nasıl ulaştığına da dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

Sonuç

Üsame ibn Münkız’ın İbretler Kitabı, 12. yüzyıl İslam dünyasının siyasi ve askerî gelişmelerini anlamak için önemli bir kaynak olmakla birlikte eserin asıl değeri yalnızca bu hadiseleri aktarmasından kaynaklanmamaktadır. Kitap, dönemin insanlarının gündelik hayatlarına, düşünce dünyalarına, toplumsal ilişkilerine ve karşılaştıkları olaylara verdikleri tepkilere ilişkin de oldukça zengin bilgiler içermektedir.

Üsame’nin uzun hayatı boyunca farklı şehirlerde bulunması, çeşitli hükümdarlarla ilişkiler kurması, savaşlara katılması ve farklı topluluklarla karşılaşması, hatıralarının kapsamını genişletmiştir. Bu sayede okuyucu, yalnızca belirli bir şehrin veya devletin tarihini değil, geniş bir coğrafyada yaşanan hadiseleri bir insanın tecrübeleri üzerinden takip edebilmektedir.

Elbette eserin kronolojik bir bütünlük taşımaması, çok sayıda şahıs ve yer isminin geçmesi, bazı hadiselerin birbirinden bağımsız şekilde aktarılması okumayı zaman zaman zorlaştırmaktadır. Özellikle dönemin siyasi tarihine yeterince aşina olmayan okuyucuların, anlatılan olayları tarihî bağlamına yerleştirmekte güçlük çekmesi mümkündür.

Buna rağmen İbretler Kitabı, tarih okumalarında hatıratların neden önemli bir yere sahip olduğunu gösteren eserlerden biridir. Çünkü siyasi tarih bize devletlerin ve hükümdarların neler yaptığını anlatırken Üsame’nin hatıraları, aynı dönemde yaşayan insanların neler gördüğünü, neler yaşadığını ve yaşadıklarını nasıl anlamlandırdığını da göstermektedir.

Nihayetinde Üsame ibn Münkız, uzun ömrü boyunca şahit olduğu savaşları, kayıpları, dostlukları, ihanetleri ve sıra dışı hadiseleri bir araya getirerek kendi hayat tecrübelerini sonraki nesillere aktarmıştır. Eserin ismiyle de uyumlu biçimde, okuyucuyu yalnızca geçmişte yaşanan olaylar hakkında bilgilendirmekle kalmamış, bu olaylar üzerinde düşünmeye ve onlardan ibret almaya da davet etmiştir.

Kitapta altını çizdiğin bazı bölümler şöyle:

  • Babam (Allah rahmet eylesin) takva sahibi, çok oruç tutan ve Kur’an okuyan biri olmasına rağmen ilm-i nücum konusunda çok ileriydi. Hep benim yıldızları araştırmamı isterdi, ben de reddeder, kaçınırdım. O da, “hiç olmazsa yükselen ve batan yıldızların adlarını öğrenmelisin” derdi. Yıldızları bana gösterir, adlarını söylerdi.
  • Bu hikayeyi bana Ebu’l Heyca’dan rivayetle Erbil hakimi Emir Fadl ibn Ebi’l Heyca anlattı. Bunlar Ebu’l Heyca’nın sözleri: “Sultan Melikşah Suriye’ye vardığında beni, kendisinden otuz bin dinar almam için Diyarbekir hakimi Emir lbn Mervan’a gönderdi. Oraya varınca ibn Mervan’la görüştüm ve getirdiğim mesajı okudum. Bana şu karşılığı verdi: “Önce istirahat et, sonra konuyu görüşürüz.” Ertesi gün kendi özel hamamına götürülmemi emretti. Bana, hepsi gümüşten yapılma hamam takımı ve tam takım bir elbise gönderdi. Hizmetçime de bütün hamam takımının bana ait olduğunu söyledi. Ancak hamamdan çıkarken kendi elbiselerimi giydim ve bana sunulan şeyleri iade ettim. İbn Mervan beni bir kaç gün kendi halime bıraktı ve sonra yine hamama buyur edilmemi söyledi. Hediyelerini geri çevirmem konusunda bir rahatsızlık belirtisi göstermemişti. Yine, öncekinden daha iyi bir hamam takımıyla beni hamama götürdüler. Getirdikleri elbiseler de bir öncekinden daha zengindi. Hizmetçisi, benim hizmetçime aynı şeyleri yine söyledi. Hamamdan çıkarken ben yine kendi elbiselerimi giydim ve bana gönderdiği şeyleri iade ettim. Beni üç dört gün yine kendi halime bıraktı, sonra tekrar hamama davet etti. Yine öncekilerden daha iyi gümüş hamam takımı ve daha zengin elbiselerle beni hamama buyur ettiler. Hamamdan çıkarken yine kendi elbiselerimi giydim ve bana sundukları şeyleri iade ettim. Emir’in huzuruna çıktığımda bana, “ey oğlum, sana elbiseler gönderdim giymedin. Hamam takımları gönderdim, kabul etmeyip iade ettin. Bunun sebebi ne olabilir?” dedi. Cevap verdim: “Efendim, sultan beni bir görevle gönderdi, iş henüz yerine getirilmedi. Sanki kendi çıkarım için gelmiş gibi, lütfettiğiniz şeyleri kabul edip sultanın işini görmeden mi geri dönecektim?” “Ey oğlum” dedi, “ülkemin ne kadar mamur olduğunu görmüyor musun? Sularını, bahçelerini, sayısız çiftliklerini ve zengin konaklarını … Otuz bin dinar için bütün bunların harab olmasını göze alacağımı mı sandın? Vallahi daha geldiğin gün altınları hazırladım ve torbalara doldurdum. Sadece, sultanın benim toprağımdan çıkmasını bekliyordum. Zira, parayı anında ödemem halinde, toprağıma yaklaştıkça defaatle para isteyeceğinden korkuyordum. Bu konuda endişen olmasın. İşin halledilmiştir.” Sonra daha önceden gönderip de benim reddettiğim elbiseleri hamama gidişlerimde sunduğu üç hamam takımıyla birlikte bana verdi. Ben de kabul ettim. Sultan Oiyarbekir’i geçtikten sonra ibn Mervan parayı bana teslim etti. Ben de sultanın peşine düştüm.”
  • Şu olayda Allah’ın (Subhanehu) ikram ve himayesinin tezahürüne şahid oldum: Frenkler, (Allah onlara lanet etsin) Asi boyunda, piyadeleri ve süvarileriyle bize karşı ordugahlarını kurmuşlardı. 91 Asi’nin suları öylesine yükselmişti ki, aramızda akıyor, ne onların bize ulaşmasına, ne de bizim onlara ulaşmamıza izin veriyordu. Çadırlarını dağa kurmuşlardı. İçlerinden bir grup nehrin kendi taraflarında kalan bahçelere inmişler, atlarını yeşil otlaklara salıp uykuya dalmışlardı. Şeyzer piyadesinden bir kaç genç bu durumu görmüşler ve soyunup kılıçlarını yanlarına alarak onların yanına yüzmüşlerdi. Onların bir kısmını öldürdüler. Sayıları bizimkilere göre çok fazla olduğu için bizimkiler kendilerini suya atıp beri tarafa geçtiler. O sırada Frenk ordusu dağdan aşağı sel gibi iniyordu. Frenklerin tarafında Mescid-i Ebi’l-Mecd ibn Sümeyye adlı bir cami vardı. Camide Hasenü’l-Zahid adlı bir adam yaşardı. Hasan o sırada cami yanındaki bir damda nafile namaz kılıyordu. Üzerinde siyah bir yün hırka vardı. Onu görüyorduk, ama ulaşmamız mümkün değildi. Frenkler geldiler, kapıya ulaştılar ve tırmandılar, biz o sırada “La havle vela kuvvete illah billahi Onu öldürecekler!” deyip duruyorduk. Vallahi o, ne namazını kesti ne de yerinden kımıldadı. Frenkler geri döndüler, aşağı inip atlarına bindiler, oradan ayrıldılar. O hala yerinde, namaz kılmaya devam ediyordu. Allah’ın (O’na hamd olsun) gözlerini perdeleyip onu onlardan gizlediğine hiç şüphemiz yoktu. Aziz ve Rahim olan Allah’a hamd ü senalar olsun!
  • İbn Butlan’ın Halep’teki dükkanına konuşma melekesini yitirmiş, konuşmaya çalıştığı zaman sözleri çok zor anlaşılan bir adam geldi. İbn Butlan ona, “ne iş yaparsın?” diye sordu. Adam, “elekçiyim” dedi. Hekim, yarım şişe keskin sirke getirmesini söyledi. Adam getirdi. Hekim, “iç bunu” dedi. Adam içti, bir süre yerinde durduktan sonra midesinde bir bulantı hissetti, içtiği sirkeyle karışık çamur kusmaya başladı. Sonra boğazı açıldı ve konuşması normalleşti. İbn Butlan, öğrencilerine dönerek, “bu tedaviyi kimseye uygulamayın, hastanızı öldürebilirsiniz. Bu adam eleme işiyle uğraşırken aşırı miktarda toz yutmuş. Boğazının sirkeden başka bir şeyle temizlenme imkanı kalmamış” dedi.
  • Ağır elbiseler ve kürkler giymeme rağmen hiç sıcaklık hissetmiyor, titreyip duruyordum. Oturduğum yerden her kımıldanışımda titriyordum. Saçım diken diken oluyor, bütün adalelerimin kasıldığını hissediyordum. Hekim Şeyh Ebu’l-Vefa Temim’i çağırıp halimi arz ettim. “Bana bir Hint kavunu getir” dedi. Kavun getirildiğinde kavunu böldü ve bana, “yiyebildiğin kadar ye” dedi. Ben, “ey hekim” dedim, ben ölesiye üşüyorum ve bu kavun da soğuk. Bu haldeyken böyle soğuk şeyi nasıl yiyebilirim?” O, “sen dediğimi yap” dedi. Yemeyi bitirmeme kalmadan terlemeye başladım. Üşümem gitti. Hekim, “hastalığın safranın aşırı yüklenmesiyle ilgili; grip değil” dedi.

İBRETLER KİTABI

Yazar: Üsame İbn Munkız

Yayınevi: Kitabevi Yayınları

ARKA KAPAK METNİ

“Haçlılar dönemi müellifleri arasında çekici üslubuyla dikkat çeken bir sima daha görüyoruz: Üsame İbn Münkız! Üsame İbn Münkız’ın ayrıntılı, değerli ve güzel bir eser olan anılarına, Doğu’da bu alanda yazılmış tek kitap gözüyle bakabiliriz.” – M.Şemseddin Günaltay, İslam’da Tarih ve Müverrihler

“Üsame’nin anıları Arap edebiyatının emsalsiz bir parçasıdır. Ortaçağ’a yepyeni ve geniş bir pencere açar. Arap kültürü ve bu kültürün Batı düşünce ve uygulamalarıyla ilişkisi hakkındaki bilgilerimize paha biçilmez bir katkı niteliğindedir.” – Philip K. Hitti, Memoirs of Usamah

“Bu genel ilgisizliğin bazı istisnaları vardır. Bunlardan en dikkate değer olanı Haçlı seferlerinin Ortadoğu’daki Müslümanlar üzerindeki etkilerini anlatan insan elinden çıkma sayılı belgelerden biri olan Üsame İbn Münkız’ın anılarıdır.” – Bernard Lewis, The Muslim Discovery of Europe

Yazar Hakkında

Muhammed Tutar

bilgisayar mühendisi, bilgi güvenliği uzmanı. önce okur, sonra yazar.

Tüm yazıları göster